Tehlikeyi önceden sezememek.
2006 yılı… Facebook’a üye oldum. Tanımadığım bi kız ekledi bende kabul ettim. (+sende neden kabul ettin ki? - ergenim ondandır)
Sonra bu kıza şöyle bi mesaj attım;
“slm ekldn ama tnmyrm seni?” dedim. (o zamanlar bu şekil konuşmak modaydı böyle konuşmayınca dalga geçiliyordu. şimdi de böyle konuşulunca dalga geçiliyor hayat ne garip yahu)
sonra bu kızın cevabı şu oldu:
“ne dyoon sn yha! .s .s bn kmsyi eklmdimm .s” dedi.
bende;
“lan sn ekledn bni dha temin ekldn!” dedim.
kız;
“üff slk yha eklmiş bni tnşmya çlşıyo.ss siliourum sni.ss” dedi.
bende;
“götünü eşek kovalasın!” dedim ve diyalog bitti.
İlkokul arkadaşlarımı bulacağım yalanıyla daldığım Facebook, daha en başından ne mal olduğunu belli etmişti bana da o zamanlar çözememiştim.
Ama işin en garip kısmının bunun benim ilk Facebook diyaloğum olmasıydı. Ne bi arkadaşla ne akrabayla falan direkt trip yenerek olaya dahil olmuş oldum.
Sonrasında bu tarz şeyler yine olmuştur belki de daha farklı boyutlarda daha büyük saçmalıkları da facebook sayesinde görmüş oldum. Ama dedim ya işte bu ilk olduğu için hiç unutamayacam sanırım.
the script - good ol’ days
“Kendin ol!” saçmalığı
Birçok insanın hayatına yerleştirdiği şeydir bu. Herkes orjinal olmak zorundadır. Harbiden de öyle olmak zorunda ya da olmaya çalışmalı. Ama bazı zamanlarda öyle çığrından çıkıyoruz ki insan bi an derin derin düşünmeye başlıyor…
Çalıntı bir şey gördük mü hemen üzerine yürürüz. Mesela bir televizyon reklamının ya da bir filmin abd’den özenilerek yapıldığını görüyoruz. Çoğuda saçma sapan oluyor zaten. Hemen küçümsemeye başlıyoruz… Evet küçümseyedebiliriz o da doğrudur. Ama hiç düşündünüz mü bilmiyorum günlük hayattaki tavırlarımız, mimiklerimiz vs. batıdan ithal edilmiş gibi değil miyiz sizce? Hani batıdan ithal edilmemiş olsak bile genetik özelliklerimiz dışında daha farklı yerlerden ordan burdan alıp kendi bünyemize kolaj oluşturmuş gibiyiz.
Tabii bende böyleyim. Dolayısıyla böyle bi bünyeye sahipken orada burada yapılmış özenti işlere sallamaya başlarken bir an duraksıyorum…
Sonra da “kendin ol!” diye atarlar lafı ortaya. Tabii bu lafı ortaya atarken bütün bunlardan habersiz bi şekilde yaparlar, sende garibim kendin olmaya çalışırsın olduğunu sanırsın ama olamazsın. Çünkü dünya dediğimiz şeye gelmen bunun için yetiyor zaten. Hani sözde kendin olursun belki ama özde kendin olmazsın. Mekan el vermez…
Muhtemelen ölünce kendimiz olacaz.
Utanç
Ortaokuldayken çocuğun biri yanıma gelmişti. O zamanlarda playstation piyasaya yeni çıkmış Pc oyunları da revaçta olmaya başlamıştı. Bende ordan burdan abiminde desteğiyle oyunlar bulup tepe tepe oynuyordum.
Neyse bu çocuk yanıma geldi biraz oyun muhabeti ettik sonra dedi bende fazla oyun yok ödünç getirir misin falan bende tamam dedim ve ertesi gün getirdim bir kaç bişey.
Okul ortamı olduğu hocaların gözü bizim üzerimizde oluyordu o yüzden çocuğa gizli gizili verdim oyunları. Hallettik işi. Buraya kadar her şey çok güzeldi. Fakat biz bu işleri yaparken sınıftan bir kaç kişi de beni izliyormuş. Elimdeki jelatinsiz cd’leri mi görmüşler naptılarsa bu olayı okula yaymışlar bi güzel. Sonra o bir kaç kişi sırıta sırıta bir yandan götleri başları oynaya oynaya geldi yanıma ve şöyle bi diyalog çıktı;
+bize porno getirsene?
-hönk ne pornosu
+sarışın kızlar olsu.. hayır hay.. böyle memesi büyü.. huöhköf! (bi an da hepsi birden konuştuğu için karambol oldu anlayamadım)
-ya bi gidin ya yok bende porno ben oyun getirdim arkadaşa o kadar.
her neyse bunlar imalı imalı sanki yalan söylüyormuşum gibi uzaklaştılar ordan. sonra dedim ya bunlar okula yaymışlar bu olayı diye. değişik değişik tipler beni işaret ediyor bakıyorlar böyle bi hareketler bişeyler… Fazla geçmedi hiç tanımadığım bi grup geldi usulca sokudular ve bi tanesi kulağıma fısıldayarak “ya sende porno varmış” diyince benim ayarım bozulmuştu. koşa koşa uzaklaştım ordan…
Adım resmen “Pornocu”ya çıkmıştı. Düşünsenize okuldaki kızlara bile “Iyğk bu pornocu pis sapık” diye nam salmıştım. Yani en saf duygularla aşık olabileceğim/olunabileceğim dönemlerimde üstüme kara bulutlar çökmüştü. Bizim sınıftakileri oyun verdiğim arkadaşla konuşturup ikna etsemde okul çapındaki itibarım yani bu iğrenç dönemler bi süre böyle devam etti. Sonra bi şekilde kapandı bu iş.
Zaten büyükdük geliştik, pornolarda izledik, her bokuda yedik belki ama işte saf zamanlarında bu tarz şeyler insana çok koyardı. Aynı şekilde üstü örtülen bir şey olduğu içinde etki alanındaki kişiye tesiri büyük olurdu o yüzden o dönemlerde bu tarz durumları yaşamak çok garip bi duyguydu.
Yani şimdi düşünüyorum da o kadar sene geçti ama bu adamlarla bi şekilde denk gelsek “aa sen o pornocuydun dimi evet hehehe” diye akıllarına kazınmış olduğum gerçeğini değiştiremeyeceğim gibi geliyor bana.
Conquistador - With a love like that
Bazı anlarda
Sesini duymasanız bile hissettiğiniz bir şey oluyor. Kalp…
Gerçekten öyle kalp atışlarını hissediyorsun daha fazla odaklanınca sesini de duyabiliyorsun.
Kalbi aşk’la özdeşleştirmeleri çok mantıklıymış bunu anladım bugün.
Sala & The Strange Sounds - No Way
Hayat
Uçaktan paraşütsüz atılan bir adamın öyküsü gibi. Sırtında bir paraşüt olduğunu sanıyor, düşene kadarda yukarda istediği hareketleri yapıyor olayın tadını çıkarıyor ama tam yüzeye yaklaşırken paraşütünün aslında hiç bir zaman sırtında olmadığı farkediyor…
Güm.
Geçen gün Conan O’Brien’ın şovunu izlerken
Hani o kadar içine girmişim ki gülüyorum ama bi başka gülüyorum bi kalite bi böyle bişeyler… Ve her şey bittikten sonra ister istemez karşılıklı esprileri kafanızda kurguluyorsunuz.
Biraz dikkat ederseniz bizdeki şov kültüründe veya espri anlayışı arasındaki farkı daha da farklı bi açıdan görebiliyorsunuz. Bizde aptala yatmak ya da karşı tarafa laf sokup köşeye sıkıştırmak, köşeye sıkışan kişininde o baskıyla espri yaparak ortamdan kurtulmaya çalıştığı bir durum var. Ama conan’ı ya da her hangi bir amerikan late night showlarından birini izlediğimde konukla birlikte espri yapılırken karşıklı bir dayanışma var yani ikisi de zevk alıyor bunu görebiliyosunuz.
Aslında normal hayatımızda espri anlayışının laf sokmaya, zaaflardan faydanarak espri yapma anlayışının televizyonlarımıza girmesine de şaşırmıyor değilim. Çünkü istediğimiz şey bu. Ben öyle amerikan özentisi, dingil, götü kalkık elit birisi olarakta görmeyin. Ben Cem Yılmaz’ın hepsinden daha çok seviyorum.
Ama düşündünüz mü Cem Yılmaz neden televizyonlarımızda bir tane bile programda yer almadı diye? Diyeceksiniz parası var neden oynasın? Bu adam bu sektöre 19 yaşında girdi. Hiç bir şey değilse bile ilk zamanlarda televizyonda yer alırdı. Hiç bi zaman o taraflarda yer almadı. Zaten başarısının en büyük sebeplerinden birisi de buydu bence.
Onun dışındakilere baktığınızda zaten anlattığım özelliklerin tümünden faydalanan dizi, yarışma ve şovları hepsini kafanızda canlandırabilirsiniz diye düşünüyorum.
Bilmediğin şeyi neden yapıyorsun?
Diye bir soru olur. Aslında o kadar güzel bir soru ki özellikle benim için… Yaşam